"Enter"a basıp içeriğe geçin

2971 kilometrelik yolculuk… Arabayla Türkiye’den Polonya’ya…

Geçen yılın Mart ayında Polonya’nın Ulusal Ajansı NAWA Poland’ın ULAM Programına başvurdum. Program detayları, projenin açıklamaları ve akademik nitelikteki diğer her şey web sayfamın ilgili kısımlarında var. Bu yazının amacı ise başka. Projenin kabulünün netleştiği Eylül ayı sonunda Polonya’ya arabayla gitmeye karar vermiştik bile. Bunun daha çok eşya götürebilmek, uzun zamandır hayalini kurduğumuz arabayla Avrupa turunu hayata geçirebilmek veya canım Cliocumu satmaya kıyamamam gibi çok çeşitli sebepleri vardı. Ancak Ankara’dan tam 2600 kilometre idi Poznan ve daha önce arabayla yurt dışına çıkmamış biri için zor olabilirdi. Yanımızda 9 yaşında bir çocuk vardı, sıkılabilir, yorulabilirdi. Tüm planlar çok iyi yapılmalıydı.

Bu yazıyı yazma sebebim seyahat bloglarında aşırı abartılan bazı konuların sizleri korkutmasının önüne geçmek. Kendimi adeta bu yazıyı yazmak zorunda hissediyorum. Bulgaristan sınırına girdikten sonra çıkana kadar gerginlikten karnımı ağrıtan blog yazılarını okuduğum için iyi deneyimlerin de olduğunu anlatmam lazım sanırım.

Yola çıkış öncesi

Biz biraz araştırdıktan sonra bazı şeylerin yola koyulmadan önce yapılmasının işi kolaylaştıracağını anladık. Bunun için de yeşil sigortayı kendi sigortacımıza yaptırdık. 1500 lira gibi bir rakam verdik sanırım 1 yıllık yeşil sigorta için. Sınır kapısında daha ucuz olduğu söyleniyor ancak kalabalık olursa diye üçe beşe bakmamak en iyisi dedik sanırım. Zaten Turing web sitesinde belirtilen fiyat da aşağı yukarı bu.

Ehliyetleri hala değiştirmemiştik ancak eski ehliyetlerin uluslararası geçerliliği olmadığı için gitmeden onları da değiştirdik. Efsane bir maceraydı ama o başka blog yazısının konusu olur. Aile hekimi ile sağlık raporu konusunda yaşadıklarımız Sağlık Bakanlığı, aile hekimi ve benim aramda kalsın.

Yeşil sigorta tamam, ehliyetler tamam. Yurtdışı çıkış haraç pulunu unutmamak lazım. Sınır kapısında onun da gişesi varmış ama çıkmadan bankadan halletmek en iyisi. Onu da gitmeden yaptık.

Seyahat ile çok ilgili değil belki ama para çekmemiz gerekirse ne yapmak gerekir diye araştırınca UniCredit üyesi bankalardan komisyonsuz para çekebileceğimizi öğrendik. Şimdiye kadar hep tedarikli gittiğimiz için ihtiyaç duymamıştık yurtdışında bankaya ama ne olur ne olmaz diye UniCredit üyesi Yapı Kredi’den hesap açtık. Yıllar önce hesap işletim ücreti kesiliyor diye kapattığım hesabı yeniden açtıran kadere bak 🙂 Polonya’da Bank Pekao’dan çekebileceğiz diyorlar ancak henüz ihtiyaç duymadık. Hayırlısı bakalım.

Geçilecek ülkeleri planlamadan, bu ülkelerin otoyol ücretlerini ve uygulamalarını öğrenmeden yola çıkmak büyük risk. Yapmayın annem. O yüzden biz kendimize şöyle bir rota çizerek başladık: Çanakkale’den yola çıkacaktık (Önümüzdeki 2 yıl içinde şimdiye kadar hep yaptığımız gibi canımız sıkıldığında Çanakkale’ye gelemeyeceğimizden yola Çanakkale’den çıkmak şarttı elbette). Yani 2970 kilometrenin ilk 650’sini Ankara-Çanakkale arasında yaptık en baştan. Yaptığımız plana göre önce Kapıkule’den Bulgaristan, ardından Sırbistan’a girecektik. Sonra en az 12 saatlik yolculuğun ardından Belgrad’da konaklayacak, ertesi sabah tekrar yola çıkıp üç ülke daha geçerek (Macaristan, Slovakya ve Çekya) Brno’ya ulaşacak ve orada da bir gece konaklayacaktık. En sonda ise Brno’dan Poznan’a yol alıp 3 günde bu yolculuğu bitirecektik. Otoyol geçiş planlamasını da biz bu aşamada yaptık ama ben yazıda yeri geldikçe yazayım onları. Otoyollar için https://www.tolls.eu/ adresi müthiş işe yarıyor, tavsiye ederiz.

“Tüm hazırlıkları tamamladık, artık yarın sabah yola çıkarız. Erken yatalım bugün.” dediğimiz 28 Ekim akşamında gümrükçü bir arkadaşımızın gümrük polislerine terslik çıkarmayın, ne derse he deyin minvalindeki uyarılarından sonra blogları biraz karıştırmasaydık rahat da uyurduk aslında. Neler mi yazıyor bloglarda; Polise rüşvet vermezseniz kapıdan geçirmezler, sahte polisler olabilir, otoyolda benzincide arabanızı çalabilirler ve kendi arabanızı size satmaya çalışabilirler, gerekmedikçe durmayın çünkü gasp edebilirler, Bulgar polisi dövebilir, sövebilir vs. Şimdi hakkını yemeyeyim bir forum vardı “gezenbilir” adında. O forum harici çoğu blogda yazılanlar bu korkutucu cümlelerden ibaretti. Gezen biliyor gerçekten. Neyse şimdiden spoiler vermeyeyim yolda karşılaştıklarımızla ilgili, yeri geldikçe yazacağım zaten. Çıkış için her şey hazırdı ve 29 Ekim 2019 sabahı saat 5’te alarm çaldı “kalkın, yolunuz uzun” diye şarkılar söyleyerek. Hem nasıl güzel de bir gündü yola koyulmak için. Kıvılcım olarak gönderdiği gençlere alev olarak dönün diyen güzel adamın en büyük bayram dediği günde yola çıkıyorduk ve ışıl ışıldı gözlerimiz.

Lapseki – Kapıkule

Sabah 6 feribotu ile önce Lapseki’den Gelibolu’ya geçerek başladık. Gelibolu, Keşan ve Edirne’yi geçtikten sonra ise Kapıkule’ye yaklaştıkça bir tuhaf hissettik sanırım hepimiz. “Ne yapıyoruz lan biz, vuhuhuuhuuhu” nidaları eşliğinde otoyoldan devam ettik. Burada otoyolda adım başı koyulmuş çöp kutularına baştan anlam veremedik ancak anladığımızda ayrı bir şok geçirdik hepimiz. Kapıkule’ye 20-30 kilometre varken otoyolda bu kadar çöp kutusu yazın sınırda muhtemelen 18-20 saat bekleyenler için konulmuştu ve dehşet vericiydi. Yazın ülke dışına Kapıkule’den çıkmamalı zannımca. Hayal etmesi bile zor, yaşaması ne zordur kim bilir.

Kapıkule’den önceki son çıkışa geldiğimizde ise depoyu tekrar doldurduk. Siz bakmayın en pahalı benzini kullanıyoruz belki ama para da değersiz olunca yine de en ucuzu burada oluyor. Hala TL olarak kazandığımız parayı harcıyoruz zira, bir de kocamın sattığımız arabasının parasını 🙂

Kapıkule sınır kapısı

Korkulan sınır: Bulgaristan

Dediğim gibi Bulgaristan ile ilgili o kadar çok şey okuduk ki ön yargılı olarak girdik sıraya. Önce bizim tarafı hızlıca geçtik. Hiç sıra yoktu orada. Pasaport ve yurt dışı çıkış pulu kontrolü sonrası aldık “iyi yolculuklar” dileklerimizi ve karşı tarafa doğru ilerledik. Komşuya doğru.

Daha girişte arabanın tekerine bir su sıkıp 5 euro’yu kaptılar. Ayak bastı parası zaar. Dezenfektanlı suymuş. Biz de yedik hamdolsun. Neyse, helali hoş olsun. Serinledi Cliocum biraz. 2 gişe çalışıyordu ve biraz sıra vardı, yok değil. Tabi benim bunu yazdığımı okuyan, yazın uzun saatler sıra bekleyenler ilk gördükleri yerde beni vurabilirler, biliyorum. O yüzden bir saatlik bekleme bekleme sayılmaz diyelim. Önümüzde üç Bulgar plakalı araba vardı. At hırsızı tipli olsalar da vatandaş oldukları için bunları hemen geçirirler dedik. İzlemeye koyulduk önümüzdekileri. Memurlar Bulgar adamların arabaları didik didik inceleyince ödümüz koptu ödümüz. Sonra önümüzde Almanya plakalı bir panelvanı da (Almanya’da yaşayan Türklerden biri idi büyük ihtimalle) baya araştırdılar. Panelvanın arkası kasa kasa elma doluydu, kasalara baktılar falan. Benim de aklıma Çanakkale’den yanımıza koyulan iki kavanoz halis muhlis baba balı, üç kavanoz halis muhlis anne salçası geldi. Kıymetlilerimiss.. Atmasınlardı, lazımdı onlar. Sabah kahvaltısında zeytinyağı, salça ve ekmek yemeden gün aymazdı bizde. Zaten gıda almak yerine daha çok eşya almayı tercih etmiştik ama bi torba gıda ürününe laf söylerler miydi acaba falan derken sıra bize geldi. İlk gişede pasaportları, ruhsatı ve yeşil sigortayı verdik. Biz “hi!” dedik, memur “hoşgeldin komşu!”. Sonra yine Türkçe nereye gidiyorsunuz dedi, Polonya dedik, “hadi iyi yolculuklar” dedi açtı bariyeri. Yook artık! Sonra bagaj kontrol noktasında başka bir memur arka koltuğa dışarıdan bir baktı, oğluma göz kırptı ve arka bagajı açtı. “Sigara var mı?” dedi, zira yasakmış belli bir paket üstü. Yok dedik. Bagajı kapattı, “hadi iyi yolculuklar” dedi saldı bizi. Tepemizdeki port bagajı açmadılar bile. Önümüzdeki herkesi didik didik ararlarken bizi temiz yüzlü gördüler zaar, sorunsuzca geçtik kapıdan. Çiçek gibi oldu. İlk intiba önemli sanırım. Bu üç kişilik çekirdek aileden zarar gelmez dediler gibi.

Sonra doğrudan Bulgar otoyolu. Otoyolu kullanmak için önden elektronik vinyet almıştık biz https://www.bgtoll.bg/en/e-vignette adresinden (8 € – 15 Leva). Almadıysanız hemen otoyol girişindeki OMV benzin istasyonunda da satılıyormuş. Yani yol üzerinden almak da mümkün. Biz her zamanki gibi tedarikli davranıp önceden yaptık işlemi.

Bulgaristan’a girdikten sonra Türkçe tabelalar uzun süre devam ediyor. Hız sınırı çok yüksek ve araçlar aşırı hızlı gidiyorlar. Ancak kurallara uydukları için ani duruşlar çok sorun olmuyor anladığım kadarıyla. Bulgar sınırını geçtikten sonra direksiyonu ben aldım ve hızlı akan trafik biraz yordu açıkçası. Bu yolu Bursa Karacabey yoluna benzettim (otoyol açılmadan önceki – Uluabat tarafındaki). Sağda çok sayıda kamyon var, soldan gitmek gerekiyor çoğu zaman. Soldaki trafik de 130-140 ile gidiyor. Daha hızlı araçlar da var. Biz şehirlerarası yollarda genelde açarız tıngır mıngır müziğimizi, hız regülatörüne de 104 falan ayarlar şarkı söyleyerek gideriz. 130 ile giderken, tepede de port bagaj varken müzik dinlemek ne mümkün. Olsun, yine de oldukça keyifliydi bu aralık da.

Bulgaristan otoyolu

Bulgaristan’da hiç durmadan devam ettik. Önce Filibe, sonra da Sofya… Sofya’yı da çevre yolundan geçtik. Telefona tüm yolların haritalarını indirdiğimiz için hiç sorun yaşamadık yolları bulmakta. Sofya’dan sonra yol yapım çalışması vardı ve çok kötü yollardan geçtik kısa bir süre. Ağır tonajlı kamyonların bozduğu Arnavut kaldırımından uzun süre gittiğinizi düşünün, öyle. Tıkırtıkırtıkırtıkır. Sırbistan kapısına 100 metre kala vinyet kontrolü yapıldı. Biz de telefondan ödeme makbuzunu gösterdik, geç dediler. Bulgaristan’ı boydan boya kısa sürede geçip ilk aşamayı tamamlamış olduk. Sıra gelmişti artık ikici aşama olan Sırbistan’a….

Welcome to Serbia!

Sırbistan sınır kapısı

Sırbistan sınır kapısına geldiğimizde ise önümüzde sadece 3-4 araç vardı. Yine de yarım saat bekledik sanırım. Pasaport kontrolü sonrası beyan edeceğiniz bir şey var mı dediler o kadar. Bagaj ve port bagaj burada hiç açılmadı. Hava durumu tahminleri Belgrad’a girdiğimiz anda yağmur gösteriyordu. Dört buçuk saatlik yol kalmıştı Belgrad için. Şaka maka 8 saattir yoldaydık ve daha en az 4 saat daha vardı.

Sırbistan’da otoyollar bizim eski nakit usulü. Kapıdan geçerken fiş alıp çıkarken gittiğiniz yol kadar para ödüyorsunuz. Belgrad’da otoyoldan çıkmak şart. Biz toplamda Sırbistan sınırları içinde otoyola 15,5 euro verdik. Yollar Bulgaristan’a göre çok çok iyiydi. Hatta bize Niş’e kadar yolların kötü olduğu söylenmişti ama bilgi eski, yolların çoğu yapılmış. Çok kısa dağlık bir yol var sadece dünya kadar tünelden geçtiğiniz (Niş öncesi). Korkutucu ama çok güzel. Dünyada görülebilecek güzel manzaralardan biri bence. İnternet’te arayınca videosunu buldum (ben ki korkarım eski tünellerden geçerken). Biri videosunu çekmiş, şurada:

Niş tünelleri…

Niş’ten sonra çiçek gibi otoyol vardı. Otoyolun her noktasında Türkçe tabelalar ve Türk restoranları vardı Almanya veya diğer yerlerde yaşayan Türkler için yapılmış. Bayburtlu, helal yemek gibi çok tabela görmek mümkün. İnsan bir şaşırmıyor değil.

Normalde bu kadar uzun yolculukta çok yorulurduk belki ama otoyol o kadar iyiydi ki son düzlükte çok da sıkıntı çekmedik. Tam da hava tahminlerinde olduğu gibi Belgrad’a girdiğimizde yağmur başladı. Daha önceden Booking.com üzerinden Zemun bölgesinde bir otel ayarlamıştık (Garni Hotel D10).Yorumları çok iyiydi. Bizim için otoparklı ve kahvaltı dahil olması önemli idi seçim aşamasında. Çok doğru bir tercih yaptığımızı anladık gittiğimiz andan itibaren. İnsan sırf kahvaltı yapmaya gidebilir oraya, o derece. Zaten kahvaltıda fark ettik ki genelde uzun yolculuğa çıkanların ilk durağı hep bu otelmiş. İyi dinlenebilmek için otel çok önemliydi, iyi de dinlendik. Otelin tavsiyesiyle sokağın köşesinde bulunan Balkan Ekspres restoranında yemek yedik. Bence güzel bir seçenekti o da.

Sabah kahvaltıyı yapıp yola koyulduk. Bugün daha çok ülkeden geçecek ama daha az araba kullanacaktık. İlk gün 13 saate yaklaşan yolculuk ikinci gün sadece 7 saat sürecekti.

Budapeşte trafiği…

Sırbistan AB üyesi olmadığı için Macaristan sınır kapısı AB’ye giriş anlamına geliyordu ve sonrasında sınır kapısı yoktu. Yani geçilecek son sınır kapısına gelmiştik artık. Nereye gittiğimizi sorup bagaj ve port bagajı açıp sadece bir göz gezdirdikten sonra bariyeri kaldırdılar orada da. Sıkıntısızca son kapıyı da aşmıştık.

Budapeşte’nin yolları da oldukça iyiydi ama burada da trafik çok hızlı akıyordu aynı Bulgaristan’da olduğu gibi. Yol manzaraları çok güzeldi. Çok keyif aldık. Sadece Budapeşte çevre yoluna girerken bizi bekleyen sürprizden bihaberdik. Trafik bilgisi alamadığımız için doğrudan trafiğin içine düştük. Yol çalışması vardı ve çok sayıda tır da olunca kabusa dönmüştü trafik. Bu arada trafikte artık az sayıda TR plaka kaldığı için yollarda her gören korna çalıyordu. Almanya ve Avusturya plakalı araçlar yanımızdan geçerken korna çalınca başta anlam verememiştik ama biraz düşününce bunun Türkler arasında geliştirilmiş bir alışkanlık olduğunu anlamak zor olmadı.

Macaristan rüzgar türbinleri

Unutmadan yazayım, Macaristan otoyolları için de 12 Euro ödeme yaptık yola çıkmadan şu web sayfasından: http://toll-charge.hu. Macaristan’da kontrolden geçmedik ancak plaka okuyorlardır diye tahmin ediyorum. Yollarda radar sayısı oldukça fazlaydı.

Slovakya’nın kıyısından kıyısından…

5 saat gibi bir sürede Macaristan topraklarından çıktık. Sıra gelmişti ucundan geçeceğimiz Slovakya’ya. Hayır gerçekten ucundan. Şuradan geçebilmek için yola çıkmadan önce 10 Euro ödedik https://eznamka.sk/selfcare/purchase/ adresinden. Ha ama çok güzel ormanlık alanlardan ve güzel yollardan geçtik. Çok keyifli idi Slovakya yolları. Adım adım artık ikinci durağımız olan Brno’ya geliyorduk.

Slovakya’dan kıyın kıyın gitmek temalı…

Brno… Hissedilen sıcaklık -2…

Çekya’ya girer girmez ilk istasyonda durup vinyet aldık çünkü Çekya vinyeti İnternet üzerinden satılmıyordu. En pahalı vinyeti 15 euro ödeyerek burada satın aldık ancak yollar fecaatti. Tırların bozduğu ve sürekli zıplayan yolda arabanın bilye bile kaydı. Bizi yakın zamanda servis yolları bekliyor kısaca. Araba bize çıkardığı ses ile bir mesaj iletmeye çalışıyor: vuvuuvuuuvuuuu…

Brno’da kalacağımız oteli bu kez merkeze yakın bir yerden seçtik, yine Booking.com üzerinden (Hotel Omega). Kapalı otoparkı vardı ve oldukça yeterliydi bir gece için. Hava ise buz gibiydi. Biz Türkiye’den ayrıldığımızda 20 dereceydi arabanın termometresi, Brno’ya girdiğimizde -1. üstlerimizde deri montlarla güzel üşüdük birkaç saatte. Hasta olmasak bari diyerek çaktık multivitamin tabletlerini.

Donuyoruz…

Bu arada pek çok yer kapalıydı Brno’da (belki haloween öncesi olduğu için, belki gittiğimiz saatten dolayı). Biz yine de yemek yiyecek şahane bir İtalyan restoranı bulduk: “Snack Bar Adria”. Acıkmışız. Namnamnam.

O gece Brno’da kaldıktan hemen sonra sabah erkenden yola çıktık, artık gerçekten son düzlüğe gelmiştik. Geçilecek tek sınır Polonya idi artık.

Polonya’ya giriş…

Polonya’da da Sırbistan’daki gibi otoyol sistemi vardı, yani önce bilet alıp ardından geçtiğin yol kadar ödemek gibi. Sadece gişelerde çok uzun kuyruklar oluşuyordu kalabalıktan. Biz yanlışlıkla HGS yoluna geçtik ama sonra hatayı düzelttik. Çiçek gibi oldu.

Yolları şahaneydi Polonya’nın. Sadece çok sis vardı ve çok soğuktu dışarısı. Ancak sonra sonra çok açıldı, ışıl ışıl oldu gökyüzü. Çok güzel ormanlık alanlardan geçtik.

Poznan’a bir saat kala çok büyük bir yol çalışmasına denk geldik. Uzun süre bekledik yolda ama 3 günlük yolculuğun ardından sonunda 2 yıl yaşayacağımız yeni evimizdeydik. Ertesi gün 1 Kasım Azizler Günü olacaktı ve her yer kapalıydı. O yüzden gider gitmez yorgunluk falan dinlemeden dia de los muertos kutlayan bir Meksika restoranına gidip keyfini çıkardık ilk günün. Çünkü Coco’dan beri çok seviyoruz bu adeti.

Yol boyunca 3 depoya yakın benzin harcadık. Otoyol ücretleri, yolda yenilen yemekler, otel ücretleri vs. derken muhtemelen uçak ile aynı kapıya geldi bu seyahat ancak hem burada kullanılacak bir arabamız var, hem de unutulmayacak bir seyahat geçirdik 3 günde. Yenileri için de çok hazırız.

Yol ile ilgili sorularınız olursa yazın, elimden geldiğince cevaplamaya çalışırım: zehrayanar@gmail.com

Bu da 2971 kilometrelik yolculuğun kanıtı. Ankara’dan çıkarken sıfırlamıştık.
Arabanın farları otomatik ama geçtiğimiz ülkelerde 24 saat açık far uygulaması olduğu için kendimize uyarı olarak koyduk “far” etiketini. Ancak gördüğümüz kadarıyla gündüz farı da oluyor gibi. Çünkü neden olmasın 🙂

* Bank Pekao’nun Unicredit anlaşması bitmiş. Komisyonsuz para çekmek hayal yani anlayacağınız. Banka mevzusu için uzun başka blog yazılır. İçim şişti yeminle.

10 Yorum

  1. Nihat Engin
    Nihat Engin 4 Kasım 2019

    Sonuna kadar okudum, çok güzel, harika bir anlatım olmuş. Kazasız, belasız ve eziyetsiz bir yolculuğunuz olmasına sevindik. Atalarımızın atlarıyla ve yaya olarak aylarca oralara gidişlerini düşündürdü bana. İnşallah oralarda güzel günleriniz olur. Selamlar.

    • wordpress_ztcom
      wordpress_ztcom 4 Kasım 2019

      Biz de bu yollar nasıl geçilir diye çok konuştuk yol boyunca. Aynı şeyleri hatırlatmış demek ki. Çok teşekkür ediyoruz hem güzel dilekler, hem de güzel sözlerin için.

  2. Alev Alikli
    Alev Alikli 4 Kasım 2019

    Zehracim cok cok zevkle okudum yazini, 10 yil once bizimde yaptigimiz Qatar-Turkiye karayolu macerasini animsatti yazinin bazi yerleri . Sana,Abdulkadir’e ve Emircigime yeni hayatinizda guzellikler dilerim…ve yeni yazilarini beklerim…

    • wordpress_ztcom
      wordpress_ztcom 4 Kasım 2019

      Çok sağol Alev. İnşallah yazarım gelecekte de. Çok teşekkürler güzel dileklerin için.

  3. Esra ŞENSOY TAVALIOĞLU
    Esra ŞENSOY TAVALIOĞLU 4 Kasım 2019

    Heyecanla sonuna kadar okudum, harika bir anlatım olmuş Zehra Hocam. Yeni hayatınızda başarılar diliyorum nice güzel günleriniz olsun…

    • wordpress_ztcom
      wordpress_ztcom 4 Kasım 2019

      Çok teşekkürler Esracim, beğenmene çok sevindim.

  4. Ebru
    Ebru 5 Kasım 2019

    Zehracımm, ne güzel yazmışsın, ben de 2971 km gittim sanki..Güzel günleriniz olsun, sağlıkla inşallah, ben heyecanla yazılarını bekleyeceğim. Sevgiler kıvılcım aile 🙂

    • wordpress_ztcom
      wordpress_ztcom 5 Kasım 2019

      Teşekkür ediyoruz çekirdek ailecek ☺️👪

  5. Elif Özen
    Elif Özen 6 Kasım 2019

    Öpüyorum Zehra’cım. Size çok mutlu iki sene diliyorum. Gönlünüzce olsun her şey. “ kıvılcım olarak gidip alev olarak dönün.”
    Takipteyiz 😊😊😊

    • wordpress_ztcom
      wordpress_ztcom 6 Kasım 2019

      Biz de çok çok öpüyoruz 😍🎉

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir