"Enter"a basıp içeriğe geçin

İyi bir araştırma için (2)…

İyi bir ekip nasıl kurulur, nasıl yönetilir?

Bir önceki blog yazısına tahminimden çok daha fazla etkileşim geldi ve ses getirdi. Nedenini anlayabiliyorum. Sıklıkla yaşadığımız olumsuzlukları dillendirme eğilimindeyiz. Kaçımız “bugünüm güzel geçti” diye yazıyoruz ki bir yerlere. Bir de günümüzün güzel geçtiğini söylediğimizde alacağımız geri dönüşlerden emin olamadığımız için hayatımızla ilgili olumlu gelişmeleri paylaşmaktan sıklıkla geri duruyoruz sanırım. Şikayetleri dillendirmek çok daha kolay ve acısız. O blog yazısını yazarken her şeyin çok da kötü olmadığını, düzeltilebileceğini, şevkle çalışmanın da mümkün olabileceğini, böyle ortamların hazırlanabileceğini anlatmak istemiştim. Bir de uzun zamandır çalışma alanı itibariyle akademinin karanlık/ahlaksız yüzüne baktığım ve o konuda bir şeyler karaladığım için her şeyin bu denli karanlık olmadığını ispatlamak arzusundayım belki de.

Yazı sonrası mail ve mesajla en çok aldığım sorular “peki, bu araştırma grubu nasıl kurulmuş, nasıl yönetiliyor, başarı nasıl ölçülüyor?” oldu. Ben de hiçbir masraftan kaçınmayarak grup lideri Emanuel’i doğa ile iç içe geçirdiği Corona günlerinde rahatsız ederek bu soruları sordum. Çünkü bu sorular benim cevaplayabileceğim sorular değildi. Harika cevaplar aldım konu ile ilgili. Soru cevap şeklinde listeliyorum aşağıya. Umarım bu yazı ile sorulan tüm sorulara değinebilmişimdir. Maillere tek tek cevap yazmaktansa yeni bir blog yazısı yazmayı tercih ettim. Umarım isabetli bir karar vermişimdir.

  • Herkes neden akademinin halinden bu kadar şikayetçi? Sorun ne? Neden sıklıkla olumsuzlukları dillendiriyoruz?
  • Pek çok insan akademinin yapısı ile ilgili olarak şikayet halinde ve daha kötüsü haklılar. Pek çok yerde kötü yapılanmalar, kötü uygulamalar var. Bence bunun en temel sebebi insanların araştırma gruplarının nasıl yapılandığını çok da dert etmiyor oluşu. Araştırmaya odaklanıp grup yapılanmasını atlıyoruz. Mevcut uygulamalar veya geçmiş deneyimler de araştırmacılara iyi örnekleri göstermediği için sıklıkla yanlış olanı kopyalama eğilimi var. Ben birkaç yıl önce bir araştırma grubu oluşturmaya karar verdiğimde daha önce hiçbir araştırma grubunda yer almamıştım. Doktoramı yaparken yürüttüğüm araştırma süreçlerinde ne danışmanımdan ne de diğerlerinden yeterli desteği almadığım için kendi kendime “bir araştırma grubu kuracağım ve bu grup Merkez ve Doğu Avrupa stili bir araştırma grubu olmayacak” diye söz vermiştim. Çünkü Polonya’da kişilerin isimlerinden önce unvanlarını belirtiriz (pan profesor gibi). Hiyerarşi fazlasıyla önemsenen bir unsur. Benim hayalimdeki araştırma grubu ise böyle bir grup değildi. Benim hayalimde bir grup araştırmacı ortağın bir araya geldiği bir yapıya ek olarak yatay bir hiyerarşide herkesin birbirini tanıdığı/bildiği bir grubu yaratmak vardı. SCRG de bu fikirle doğdu.
  • Peki grubun işleyişi nasıl?
  • Gruptaki herkes birbirini tanıyor ve herkes arkadaş. Ancak bu arkadaşlıkta saygının sınırları çok net. Gruptaki herkes rolünü biliyor ve duruma uygun olarak bu rolleri hayata geçirebiliyorlar. Ancak bir grup kurmak için bu yeterli değil. İyi bir grup kurabilmek/yönetebilmek için çok fazla konuşman gerekiyor. İlişkiler hakkında konuşabilmek en önemli unsurlardan biri. Çünkü grubun her bir üyesinin başarısı grubun başarısı anlamına geliyor. Bunun önemini tüm ekip üyelerine aktarabiliyor olmak gerek.
  • Bir grubun lideri olabilmek için bireysel başarıları grup başarısı olarak kabul edebilmek ve bundan memnuniyet duyabilmek şart. Ben grubumdaki tüm üyelerin başarılarından tatmin oluyorum çünkü onların başarılı olmaları demek benim yönettiğim grubun başarılı olması anlamına geliyor. Bu bir yarış değil. Ekip üyeleri benim rakibim değil. Bir ekip üyesinin benden daha iyi olması beni mutlu eder. Bu zaten şart olmalı. Bir araştırma grubu yöneten herhangi biri araştırmacılarının performansından tatmin olmalı. Bir araştırma grubu belirli konularda uzmanlardan oluşmalı ki birilerinin bilmediğini diğerleri bilsin ve bilmeyenlere öğretebilsin. Ben grubumda istatistiksel analiz gerektiğinde kime soracağımı, atıf analizi ile ilgili konuları kime danışacağımı veya yükseköğrenimde kapitalist dönüşümle ilgili kiminle çalışabileceğimi biliyorum çünkü bu konularda uzman oldukları için benim grubumdalar.
  • Grup üyelerini nasıl seçiyorsun?
  • Grubun bazı üyeleri çok uzun yıllardır hayatımda olan insanlar ve onları “ailem” olarak nitelendirebilirim. O yüzden de benim grubumdalar. Hem onların hem de yeni geleceklerin beni bir büyük-baba (godfather) olarak görmelerini ve bana güvenmelerini istiyorum. Herhangi bir sorunları olduğunda çözebileceğime inanmalılar.
  • Benim gruba üye alırken önem verdiğim üç unsur var, sadakat, güven ve saygı. Sahip olduğumuz yatay hiyerarşide herkesin diğerlerine saygı duyduğu bir yapıyı sağlayabilmeyi önemsiyorum. Ancak bu noktada çeşitli konularda karar vermekle yükümlü biri/birileri olduğunun bilincinde olmalarını da bekliyorum. Karar verici her zaman grup yöneticisi olmayabilir. Ben grup üyelerinden gerektiğinde inisiyatif kullanabilmelerini de bekliyorum. Bu grupta bu üçüne sahip olmayan hiç kimsenin yeri olmayacaktır.
  • Belki bir dördüncü madde ekleyebilirim yukarıdaki üçlüye. Bu grupta yer alacak herkes bu grupta gerçekten yer almak istemeli. Grubu bilmek, işlerini sahiplenmek çok önemli.
  • SCRG rehberi nasıl ortaya çıktı?
  • Bürokrasinin çok da iyi bir şey olmadığını biliyorum ama şeffaflık ve kuralların net olması gerekiyor. Grup kurallarını anlatan rehberi tek başıma hazırlamadım. Grup üyeleri ile birlikte hazırladık ve herkes için geçerli bir rehber ortaya koyduk. Rehber sayesinde grup içinde şeffaflığı sağlayabiliyoruz diye düşünüyorum.
  • Grup üyelerinin ayrılması, değişmesi veya yenilenmesi hakkında ne düşünüyorsun?
  • Grup yönetirken sıkça konuşma yapmak gerektiğini söylemiştim. Grup üyelerine gelecekte neyi başarmak istediklerini soruyorum. Ne yapabileceklerini biliyorum. Potansiyellerini görüyorum. Bazılarının ileride kendi araştırma gruplarını kuracaklarını biliyorum. Bir grupta yer almak bir kişiyi ömrü boyunca bu gruba bağlı yapmıyor. Bizim tüm grup üyelerinden bir şeyler öğrenebiliyor olmamız gerek. Çok sayıda insanla tanıştım ve akademisyenlerin hayatlarının başladığı yerde bitmesi gerektiğine inanıyorlar. Ben buna inanmıyorum. Örneğin, eğer lisansüstü öğrencisi iseniz araştırma grupları sizlere bir şeyler öğretir. Ancak daha sonrasında o kişilerin ilgili gruplara katkısı olabilmesi, öğrenen rolünden öğreten rolüne bürünebilmesi gerekiyor aynı grupta devam edebilmeleri için. Tüm grup üyeleri kendilerinden bir şeyler öğrenilebilecek kişiler olmalı.
  • İdeal araştırma grubu büyüklüğü ne olmalı sence?
  • Gruplar çok büyük olmamalı. Eğer bana 20 veya 30 kişilik bir grubu yönetmek ister misin diye sorarsan kesinlikle hayır derim. Çünkü o miktarda kişiyi yönetebiliyorsan bir değil beş grup yönetiyorsun demektir. Bence bir araştırma grubu en fazla 7-8 kişiden oluşmalı. Ancak bu şekilde bahsettiğim o yatay yapıyı hem kurabilir ve yönetebiliriz. Büyük gruplarda bunu hayata geçirmek mümkün değil.
  • Sence başarının ölçütü ne? Bir grup üyesinin başarısını büyük bir dergide yayınladığı makale ile mi, proje alması ile mi, yoksa popüler olması ile mi ölçüyorsun?
  • Benim iki temel göstergem var başarı için. Birincisi araştırma grubunun hedefleri hayata geçirildi mi? Bu en önemli ölçüt bence. Bir araştırmacı olarak işin başında kendine koyduğun hedefi tutturdu isen başarıya ulaşmışsın demektir. İkincisi ise bizim yaptığımız araştırmalar başkalarına ilham veriyorsa veya başka araştırmacılara yön veriyorsa başarılı sayıyoruz kendimizi. Eğer kendi disiplinimizde bazı kişi ve grupları etkileyebiliyor, onların hakkımızda konuşmasını sağlayabiliyorsak başarıya ulaşıyoruz demektir. Bu noktada elbette iyi bir dergide yayın yapmak veya yüksek bütçeli bir proje almak o bilinirliği sağlama konusunda oldukça yardımcı olan araçlar. Bahsettiğimiz araçlar çok sayıda kapıyı açıyor.
  • Şunu da eklemem gerek. Birkaç yıl önce gördüm ki konferanslarda sıklıkla yetişmiş akademisyenler geride dururken genç araştırmacılar daha ön planda yer alıyorlar. Ben de buna inanıyorum. Başarı her bir neslin bir öncekinin başarısını bir sonraki seviyeye taşıyabilmesi bence. Başarı, başarılı insanları çoğaltabilmek. Yayınlar ve projeler bu başarıya ulaşmak için yalnızca birer araç. Ancak kendi kariyer gelişimime baktığımda Nature’da yayınlanan yazımın bana faydası olmadığını söyleyemem. Çünkü akademi içindeyseniz yayın yapmak zorundasınız. Kaçarı yok.

Bu yazıya yapılan yorumları veya katkıları elimden geldiğince Emanuel ile paylaşacağım.

Bir önceki yazıya gösterdiğiniz ilgiye çok teşekkürler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir